Meyhaneler şehri İstanbul

Tavernalar, barlar, publar veya başka içkili mekânlar tarihsel olarak liman şehirlerinin ayrılmaz bir parçası olagelmiştir. Osmanlı Türkiyesi’nde bunların yerini meyhane tutar; Bizans-Osmanlı kültürel sentezinin ürünü olarak ortaya çıkmıştır ve Batılı taverna formu ile arasında birçok farklılık vardır. İstanbul, o dönemdeki adıyla Konstantinopolis, 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedildiğinde çoktan meyhaneleriyle dünya çapında şöhret kazanmıştı. Fatih’in ilk icraatı olarak kaleme aldığı ünlü hoşgörü fermanı, gayrimüslimlerin haklarını ve yaşam biçimini güvence altına alırken aynı zamanda Bizans tavernalarının Osmanlı döneminde de varlığını sürdürmesini sağladı.

Bilinen en eski insan yerleşimlerini barındıran İstanbul, kıtaları, coğrafyaları, uygarlıkları, kültürleri buluşturan, kaynaştıran bir şehir olarak kendi kozmopolit kent kültürünü oluşturmaya Batı’nın birçok büyük kentinden önce başlamıştır. İmparatorluklar başkenti olarak iki bin yılı aşkın tarihsel süreçte Akdeniz, Ortadoğu ve Avrasya coğrafyasının kaderini belirlemiştir. İpek Yolu ve Baharat Yolu’nun taşıdığı malların büyük bir pazara dönüştüğü nokta olan İstanbul, dünya ticaretinin tarihteki en önemli merkezlerindendir. Daima bir ekonomik dinamo, bir beşeri mıknatıs olmuştur. Meyhaneler İstanbul’un bütün bu özelliklerini ziyadesiyle yansıtır.

16. yüzyıl divan şairi Kastamonulu Latifî, Tarifnâme-i İstanbul eserinde İstanbul meyhanelerine değinirken Haliç’in kuzey ağzında yer alan Ceneviz yerleşimi Galata’ya özellikle vurgu yapar. Latifî’ye göre, “Galata demek meyhane demektir.” Meyhane dokusu Tarihi Yarımada’nın kıyılarını da sarmıştır. Özellikle Galata’nın tam karşı kıyısında bulunan Eminönü’nde meyhanelerin bilhassa yoğunlaştığını not düşer. Latifî bir başka kaynakta Fatih Sultan Mehmet’in divan kâtibi, rint şair Melihî’nin Eminönü meyhanelerinde içtiğini söyler. 

Melihî dillerden düşmeyen efsaneleriyle halk arasında popüler bir ayyaş figürü olmuştur. Sabahları birkaç kadeh atmadan kendine gelemediği, üstünde para olup olmadığını dahi bilmediği için çok defa cüppe ve destarını meyhaneye rehin bıraktığı anlatılır. Bu sefalete son vermek için Fatih’in huzuruna çıkarırlar, birdaha içki içmemeye dört kitap üstüne yemin ettirirler. Melihî bir süre nefsini zorlayarak içki içmez, ama hali hal değildir. Onun bu zor dönemiyle ilgili komik bir anekdot asırlar boyu anlatılagelmiştir…

Bir gün önemli bir fermanı yazmak üzere divanda Melihî’ye ihtiyaç duyulur. Ama aranan yerlerde bir türlü bulunamaz. Nihayet Eminönü’ne giderler ve Melihî’yi meyhanede körkütük sarhoş bir halde şiir okurken bulurlar. Fatih yemini bozduğu için onu idam cezasına çarptırır. Bu duyan Melihî hemen atılıp “Vallahi ağzıma içki koymadım,” der. Gerçekten de ağzı şarap kokmuyordur. Bunun üstüne Fatih sarhoşluğun nereden geldiğini sorar. Melihî çaresiz itiraf eder: “Boza içtim olmadı, afyon yuttum yine olmadı, yeminim var ağzıma şarap koyamam, hukne [lavman aleti] kullandım padişahım.” Melihî’nin yaratıcılığına bir kez daha hayran kalan Fatih canını bağışlar, ama saraydaki görevine son verir.

Eski İstanbul meyhaneleri hakkında ayrıntılı bilgiler aktaran 17. yüzyıl seyyahı Evliya Çelebi, yaklaşık yüzyıl sonra yaşadığı tecrübelerle Latifî’nin söylediklerini doğrular. Ona göre, IV. Murat’ın şiddetli içki yasağının hemen arifesinde İstanbul’da binden fazla ruhsatlı meyhane vardı ve bunları işleten meyhanecilerin “cümlesi kefere ve fecere” idi. Şu satırları kaleme almıştı: “İstanbul’un dört tarafında meyhaneler vardır ancak en çok meyhaneye rastlanılan semtler Samatya, Kumkapı, Eminönü, Unkapanı, Cibali, Fener, Balat, Hasköy’dür. Galata ise zaten baştan aşağı meyhanedir.”

Evliya Çelebi’nin söz ettiği yerlerin Tarihi Yarımada ve Haliç kıyılarında bulunan gayrimüslim yerleşim alanları olduğu görülüyor. İstanbul meyhanecileri genellikle Rumdu. Kumkapı, Samatya gibi Ermenilerin, Hasköy, Balat gibi Yahudilerin yaşadığı semtlerde Ermeni ve Yahudi meyhanecilere de rastlanırdı. Ayrıca sayıları az da olsa öteki gayrimüslim azınlıklardan meyhaneciler vardı. Ancak Müslüman meyhaneciye hiç rastlanmazdı. Müslümanlara sadece içki içmek değil, meyhanecilik yapmak da yasaktı.

Rakı Kitabı‘ndan alınmıştır.

Yorum yap

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>